Trablus Fatih Üniversitesinde Genç Avukat Adayları Mezuniyet Töreninde.

TeleSur Kanalı  Muhabiri  Rolando Segura’nın bugün Twitter’dan  geçtiği   haberler  arasında  yeralan bir  fotoğraf  ve  fotoğrafa eklediği  mesajı aktaracağım . 
 

“Trablus Fatih Üniversitesine yapılan Nato saldırıları  onların bugün  avukat olarak mezun olmalarına engel  olamadı.” *

Evet !

Trablusta  avukatlık  mesleğine  bugün adım atan meslektaşlarımız ,  bu  kadar hüzünlü, bu  kadar vakur ve sorgulayıcı  gözlerle  bakıyorlar  kameraya.

Bugün  onlar ,hukukun çoktan  öldüğü  bir Dünyada olabir ki  kötü gün dostlarının  kötü  gün düşmanlarının en azılısına dönüştüğünü  de sentezleyeceklerdir ; NATO bombardımanı  altında   mesleğe  başlayan  yürekleriyle.

Kendi  payıma   düşen  bir utanç var  yüreğimde ve bu   güçlü  bir ürpertiyle  hissettiriyor  kendini.

Sadece  hukukun değil   dostluklarında  öldüğü  bir çağda, korkunç bombardıman altında  ölen, bombardıman  altında  mezun olmak mücadelesi veren  libyalı  kardeşlerimizin  fotoğraflarına  bakerken manen ölmek. Çünkü  Türkiye  Nato  Libya  saldırılarına  4.sırada  ekonomik ve  lojistik  destek veren Nato üyesi.

 * @rolandoteleSUR En varias ocasiones Universidad Al Fateh ha sido blanco ataques #OTAN, pero nada les impidió graduarse hoy abogados yfrog.com/klg0vbj

 
 
Reklamlar
Genel içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Başkan Chávez sağlığına tam kavuşma mücadelesine devam ediyor

11.Temmuz.2011
Başkan Chávez, son derece disiplinli bir iyileşme programıyla hem tıbbi tedavilerine hem de fiziki rehabilitasyon uygulamalarına devam ediyor
Venezuela Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hugo Chávez, bu pazartesi günü venezuela halkını selamladı ve sağlığına tam kavuşma mücadelesi içinde olduğunu hatırlattı.
Venezuela Devlet Başkanı,Tvitterdaki hesabı @chavezcandanga‘yı kullanarak yazdığı mesajıyla halkını selamladı.
“ Buradan merhaba benim sevgili yurttaşlarım. Chávez sabırla tam iyileşme  mücadelesi içinde Tanrım ve doğanın  güçleriyle birlikte # yaşayacağız ve yeneceğiz” *
Venezuela Devlet Başkanı Chávez ,Küba’da gerçekleştirilen bir tümör ve kanserli hücreler nedeniyle ameliyatların ardından son derece disiplinli bir iyileşme programıyla tıbbi tedavilerine ve  fiziki rehabilitasyon uygulamalarına devam ediyor.

Correo del Orinco’dan aslına uygun olarak N.Özkaya tarafından çevrilmiştir.

*“Hola mis queridos compatriotas. desde aquí, Chávez paciente, en batalla por el retorno pleno! con mi Dios y los espíritus de la sabana! #viviremos y venceremos” 

Genel içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

BENİM TEK DİNİM AŞK ! Facundo Cabral

Latin Amerikka halklarının ayakta alkışlamaya doyamadığı arjantinli dev bir satançıyı buldu bugün faşizmin kiralık katillerinin kurşunları.

Guatemala siyasi cinayetlerle altüst durumdayken; faşizmin kiralık katilleri bir kez de Facundo Cabral ‘ın kanıyla da yıkadılar acılı toprakları. Onunla birlikte yaralanan sözcüsü de hayata veda etti.

Sabah saaatlerinde itibaren milyonlarca sevgilisi ağlıyor, onun unutulmaz ismini konuşuyor ve onun unutulmaz ismi gibi unutulmaz dizelerini paylaşıyorlar ülkeden ülkeye , gönülden gönüle.

Şarkılarına aşina olduğum ama hayatı hakkında tek satır bilgi sahibi olmadığım Facundo Cabral’ın dünyaya gelişinin daha ilk adımında kendisine acının büyük ikramiyesi verilmiş insanlardan biri olduğunu öğrendim bugün.

7 çocuklu bir ailede doğmak ve babanın çekilivermesi 7 çocuk doğurmuş kadının hayatından.

Bugün faşizmin kiralık katilleri tarafından sözcüsüyle birlikte katledilen bu dev sanatçı 9 yaşına gelinceye kadar hiç konuşmamış 14 yaşına kadar da okuma yazma bilmemiş.
Gerçek adıyla Rodolfo Enrique Cabral’ın insanlık alemindeki ilk ondört yılı trajik olaylarla dopdolu ; insan evladını daha 14 yaşına varmadan suskun, okur yazarlıktan yoksun ,çaresiz ve suçlu diye etiketleyip cezaevlerine yollayacak kadar.

Böyle bir hayat içinde kendisini varetme biçimi , sunduğu eserleri öylesine güçlü ve öylesine dokunaklı olmuş ki pek çok dünya sanatçısının dostluğunu kazandığı gibi,Unesco 1996 senesinde onu barış sözculerinden biri olarak ilan etmekten, Costarika Devlet Başkanı Oscar Arias Sánchez Barış Nobel’ine aday göstermekten kendilerini alamamşılar.

Bugün latin basın organları “ amerika ağlıyor “ diye başlık atıyor. “Benim tek dinim aşk “ diyerek tüm insanlığı kucaklamış ve yüreğine sığdırabilmiş Sevgili Facundo Cabral için.
Dünyanın dört bir yanından sevenleri onun adına bloglar ,sayfalar açarak onu, bu dev müzik ve insanlık adamını sonsuzluğa yolculuyor.

Şuan tek istediğim onun eserlerinden birini türkçeye çevirerek onun ruhunun tınılarını paylaşmak ve onu yolculayan onca yüreğin arasına katılmak ; Sevgili Facundo Cabralı’n cansız bedeni toprağına kavuşmadan önce…

No soy de aquí, ni soy de allá / Ne buralıyım ne oralı
Letra y Musica / Söz ve Müzik : Facundo Cabral

Me gusta el sol, Alicia y las palomas,
el buen cigarro y la guitarra española,
saltar paredes y abrir las ventanas
y cuando llora una mujer.

Severim güneşi, Alicia’yı ve güvercinleri,
iyi bir sigara ve ispanyol gitarını,
duvarlardan atlayarak pencereleri açmayı
ne zaman bir kadın ağlarsa.

No soy de aqui ni soy de alla
no tengo edad ni porvenir
y ser feliz es mi color de identidad.

Ne buralıyım ne oralı
ne yaşım var ne geleceğim
mutlu olmak rengidir kimliğimin.

Me gusta el vino tanto como las flores
y los conejos y los viejos pastores
el pan casero y la voz de Dolores
y el mar mojándome los pies.

O kadar severim ki şarabı, çiçekleri
tavşanları,yaşlı çobanları
ev ekmeğini ve Dolores’in sesini
ve ayaklarımı ıslatan denizi sevdiğim gibi.

No soy de aquí ni soy de alla
no tengo edad ni porvenir
y ser feliz es mi color de identidad.

Ne buralıyım ne oralı
ne yaşım var ne geleceğim
mutlu olmak rengidir kimliğimin.

Me gusta estar tirado siempre en la arena
o en bicicleta perseguir a Manuela
o todo el tiempo para ver las estrellas
con la María en el trigal.

Severim daima uzanmayı kumlarda
ya da bisikletle kovalamayı Manuela’yı
ya da bütün bir zaman yıldızlara bakmayı
Mariayla buğday tarlasında .

No soy de aquí ni soy de alla
no tengo edad ni porvenir
y ser feliz es mi color de identidad.

Ne buralıyım ne oralı
ne yaşım var ne geleceğim
mutlu olmak rengidir kimliğimin.

Sevgili Facundo Cabral , Tanrı benim yüreğimi de sana bağışladı bugün ; varlığından onur ,ölümünden derin bir acı duyan milyonlarca sevgilinden biri olarak .
Işıklar içinde ol !

09.07.2011, Ankara

Genel içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

METİN LOKUMCU ÖLÜMSÜZDÜR !

Salı akşamı Ankara’da yapılan gözaltına alma olayları nedeniyle tüm geceyi Emniyet’de geçirmiştik.
Gözaltına alınanlar arasında üç meslektaşımız ve benim sevdiğim bir dostum da vardı. Şimdi savcılığa çıkarılmaları için kulağımız telefonda bekliyoruz.

Avukatlar, “ İnsanların kafasını kıra kıra gözaltina alınmaz.” dedikleri için; benim sevdiğim dostum da “Avukatlar nasıl görev başında gözaltna alınır “ deyip alkışla protesto ettiği için gözaltına alınmış.

Kaşın altında gözü olan, gözü görmek için kullanan ve yüreğinde yükselen sesi azıcık dışa vuran herkes suçlu yani.

Gözaltına alınan avukatlar ,Ankara Barosu Yönetimi, Çağdaş Hukukçular Derneği Yönetimi ve gözaltına alınanların mensubu oldukları kitle örgütlerin avukatları başta olmak üzere konuya duyarlı meslektaşlardan oluşan ekibin çabaları sonucu ifadeleri bile alınmaksızın emniyette serbest bırakıldılar.

Yine o saatlerde Ankara Baro Başkanı ve Yönetimi’nin yoğun çabasıyla araçlarda kaşı gözü patlamış ve arkadan kelepçeli olarak 5 saattir bekletilmekte olan 54 kişinin kelepçeleri çözüldü. Saatlerdir aç susuz bekletilen bu insanlarımıza avukatların getirdiği sular yine avukatların istemesi sonucu dağıtıldı.

O saatlerde gözaltına alınan bir genç kadının kalça kırığı nedeniyle ameliyatının, bir kişinin dişlerini döken darbeler nedeniyle tedavide olduğu haberlerini alıyorduk. Kaşı patlamış bir kişinin de yine 5 saat bekletildikten ve kelepçe açıldıktan sonra hastaneye sevk edildiğini biliyoruz.

Baharı yaza bağlayan bir gecede bizler demokratik bir hakkı kullanarak Hopa’da atılan gaz bombalarına kalbi dayanamayan Metin Lokumcu’ nun anısına AKP önüne bir siyah çelenk bırakmak isterken şiddete ve gözaltına maruz kalan insanlarımızla görüşmeye çalışarak geçirdik.
Kendimizi uykusuz geçen bir geceden sonra yine basın açıklamalarının yapıldığı alanlarda bulduk.Ankara Adliyesi önünde ,Sakarya Meydanın’da yapılan basın açıklamalarında tüm demokratik kitle örgütleri temsilcileri baskılarra boyun eğmeyeceklerini kararlılıkla dile getirdiler .Basın açıklamaları sırasında tek ses tek yürek bir slogan da 2011 Türkiye’sinin bir acı armağanı olarak yüreklere kazınıyordu : Her yer Hopa her yer direnis! Metin Lokumcu Ölümsüzdür !
Tüm demokrasi şehitlerine saygıyla ,
02.06.2011 ,Ankara

Genel içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

GENOTOKSİK SAVAŞ

Libya’dan haberler sunan TeleSUR muhabiri Rolando Segura,* Cuma gününe kadar Libya’ya Nato tarafından atılan 3.200 adet zayıflatılmış uranyum füzeleri karşısında “Bu, bir halkın topyekun yok edilmesi mi ? diye soruyordu.

Afganistan’da aynı şekilde katledilen siviller de an be an haberlerde yerini alıyor ve aynı zayıflatılmış uranyum bombaları Afganistan’da da kullanılıyor.

Bugün zayıflatılmış uranyum füzeleriyle ilgili bilgileri kabaca yeniden gözden geçirdim ve savaşın korkunç yüzünü çizen o satırlarda ,insan varlığını hiçe sayanların dehşetini, olanca korkunçluğuyla hissettim.

“Uranyumdan izotopların çıkarılmasından sonra kalan atık maddeye zayıflatılmış uranyum deniyor.
Zayıflatılmış uranyum, son derece yoğun ve sert bir madde olduğundan, zırh delici mermi üretiminde tercih ediliyor.
Amerika Birleşik Devletleri sadece Körfez Savaşı’nda 320 ton zayıflatılmış uranyum kullandı.
Aynı şekilde İngiliz işgalci güçleri de bu tür silahlara başvurdu.

Dr Keith Baverstock**,zayıflatılmış uranyum solumanın, “genotoksik”, yani DNA’da hasara yol açan etkilerine dikkat çekti.
“Silahlar kullanıldığı sırada etrafa dağılan partiküllerin, hem radyoaktif hem de kimyasal açıdan akciğerler üzerinde zehirleyici bir etkiye yol açma riski var” diyen Baverstock, bu maddenin kana karıştıktan sonra, kemikleri, lenf benzlerini ve böbrekleri etkilediğini anlattı “. ***

320 ton zayıflatılmış uranyum Irak’a , 320 ton zayıflatılmış uranyum Libya’ya
320 ton zayıflatılmış uranyum Afganistan ‘a 3.Dünya’nın DNA’larına akciğerlerine,böbreklerine ,lenflerine ,kemiklerine ve ulusların geleceklerine …

Rolando Segura’ın yine twitter hesabından sunduğu bir başka haber : “Fransız avukatlardan ve aynı zamanda iki eski Bakan olan Ronald Dumas, ve Jacques Verges Sarkozy’e karşı Libya saldırısından dolayı insanlığa karşı şuç hükümlerine dayanarak dava açmaya hazırlanıyorlar.”
Bugün haberin yer aldığı yabancı haber sitelerinde bu iki avukatın, gönüllü olarak Nato bombardımanı kurbanlarına hizmet sunmak istediklerini de okudum.

Müslümanların çoğunlukta yaşadığı bu ülkeler coğrafyasında onyıllardır sürdürülmekte olan genotoksik savaşın Türkiye’de de sorgulanması ,yargılanması gereken sanıkları var mı? diye sormaktan kendimi alamıyorum .
Teşekkürler Rolando Segura zayıflatılmış uranyum füzeleriyle parçalanan Libya gecelerinden bizlere sunduğun gerçekler için.

Saygıyla 30.05.2011,Ankara

*https://twitter.com/#!/rolandoteleSUR

**http://www.kbaverstock.org/page6.html

***http://www.kavkazcenter.com/tur/content/2006/11/01/2368.shtml

Genel içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

HÜRSES-Demokrasi düşü hiç kurmamış gibi yaşıyoruz.

DÜŞGÜCÜMÜZ NEREDE KAYBOLDU

Bir Başbakan günlerdir açıkça suçu savunuyor. Çünkü demokrasi değil yaşanan.

Bir insan suçunu nasıl erdem gibi gösterebilir ? Demokraside yaşamıyorsak bunu yapmak çocuk oyuncağı.

Çıldırmak özellikle Başbakanı dinleyince şahlanıyor içimde ya sabır çekip bastırıyorum kabaran ne kadar tepkim varsa.

Ekmeğe, kömüre muhtaç olan insan , vatantaş görev ve sorumluluklarından dışlanmış insandır . Ne de olsa Demokrasi ,Demokrasi diye eveleyip geveleyip durduğumuz gerçek eski Atinadan beri üreten, ambarında buğdayı,cebinde parası olan özğürlerin rejimidir.

Bunu göremiyoruz çünkü iktidarı ve muhalefeti şaşı bakan aptallara dönüştürdü hepimizi ve özellikle Başbakan.

Bir Başbakan’ın kanunların yürütülmesinden sorumlu Bakanlar Kurulunun Başkanı olarak nasıl olur da hukuku bu kadar hiçe sayabileceğini ve bunu seçim meydanlarında hepimizin aptallaşmış gözlerimizin önünde göstereceğini görmek bugün kısmet oldu.

Evet ekmeğe, kömüre muhtaç olan insan vatantaş görev ve sorumluluklarından dışlanmış insandır . Köleleştirdiğiniz ,işsizleştirdiğiniz ve ele muhtaç ettiğiniz toplumla oynan oyun da demokrasi filan değildir artık.

Ve hepimiz akıl ve ruh sağlığı tam yurttaşlar olarak hayat içinde yerimizi alsak kim tutabilir sizleri yapışıp kaldığınız o koltuklarda.

Yıllardır örgtülenme yasak,gösteri yasak , ifade hak ve özgürlükleri yasak , verdiğimiz oyların parlamentoya eşit yansıması yasak ve demokrasi aktörü kesilen diktatörlerin karşısına birey olarak bile çıkmak yasak.

Gördünüz işte Mersinli Çiftçinin durumunu . Bir adama nasıl köpek muamelesi yapılır gördünüz değil mi ? Mersine Başbakan gelecek diye adamı köpek gibi bağladılar ! Ne acı …

Biz kusura bakmayın ama sağdan ve soldan yoksunuz .

Maya aynı maya ve demokrasizlik ortamında bunu içine sindirmiş beyefendilerin demokrasicilik oyunlarını izliyoruz bu ülkede on yıllardır. Temiz maaş kazandırıp durduğumuz bu insanların milletin karşısında attıkları nutukları psikiyatristler ah bir incelemeye alsalar .

Ve psikiyatristler bir de bizim düşgücümüz nerelerde kayboldu diye her birimizi inceleseler diyorum.

Ne demek bu şimdi öyle mi ? Demokrasi düşü hiç kurmamış gibi yaşıyoruz.

Hayır yaşamıyoruz ! İç yüzünü bilmediğimz bir rejimin kurbanlarıyız hepimiz.

Buyrun R. D.Laing’den bir kaç satır daha okuyun şimdi .

Hiç bir şey yaşantı kadar birisinin veya bir şeyin yokluğundan türemez. Arkadaş yok,ilişki yok,zevk yok,hayatta anlam yok, fikir yok, sevinç yok, para yok. Vücudun kısınlarına uygulandığında -meme yok,penis yok, iyi ya da kötü içerikler yok- boşluk.”

Anlamıyorum demokrasi yokken insan nasıl kanabilir ?

Onun yapı taşı bile yok ülkemizde bugün.

Hayata ve insana saygıyla .

10.03.2009,Ankara

Yazı içinde yayınlandı | Yorum bırakın

HÜRSES-güzellik ,eğer bir yalan değilse ,artık neredeyse hiç mümkün değil.

 

SÜRGÜN EDİLMİŞ HAKİKAT

Maşallahımız var ki her beş kadından birinin okuması yazması yokmuş.

Biraz daha sağa kıralım lütfen bu ülkenin yönünü ve biraz daha sinik bir teslimiyete.

Devlet ve Ordu zoruyla yaratılmış bir sinik durum içindeyiz ki kendi adıma 12 eylül öykülerinin tadını zihnimden söküp atamıyor ve bugünkü rezalet duruma bakınca darbelerle şekillendirilmiş çarpık toplumsal anatomimize hiç şaşırmıyorum.

Ne ülkeyiz ama! Paşa gönüllerince toplumun siyaset dışına itildiği bir ortamda yapılan verip veriştirmelere nefret duyguları içinde izliyorum.

Bugün tüm seçim haberlerini izledim. Haber var mı dersiniz ? Kesinlikle yok ! Tehditlerle dolu kirli bir laf salatası ortalıkta dolaşan.

Düşünelim haydi anasıyla birlikte kendi ülkesinde kovulmuş Mersinli çiftçi Kemal Öncel hakkında ruhumuzu öldüren şu gözaltı haberini .

Mersin Emniyet yetkilileri, durumunun gözaltı sayılmayacağını, çiftçi Öncel’in, Başbakan’ın mitinginde eylem yapma olasılığına karşı, kontrol altında tutulduğunu söylüyormuş. Ya biz ne söyleyeceğiz bu rezalete bakınca. Bakar mısınız ülkenin hikayesine ? Eylem yapma olasılığına karşı kontrol altında tutulmak hangi hukuk kitabında yazıyor ?

Bu bizim gerçek hayat hikayemiz . Kafamıza vurula vurula hepimiz eylem yapma olasılığına karşı kontrol altında tutuluyoruz. Vatandaş hakkını savunmak ve hatta vatanı savunmak düpedüz belalı bir iş bu ülkede.

Hepimizi ama hepimizi hasta ettiler ve bunun meyvelerini topluyorlar bol bol.

Demokratik bir ülkede koltuk yüzü göremeyecek olanlar karanlık politik iklimin mantarları gibi bittiler başımızda da şimdi hakareti politik saltanatlarının kılıcı yapıp canımızı okuyorlar.

Mersinde Mahkemeler,Savcılar ,Yargıçlar var mı ? Hakkında açılan davalara bakılırsa Çiftçi Kemal Öncel’e haddini bildirmek için var.

Şu adamı Başbakan için kobay gibi kafese koymaları gerçekten utanılacak bir eylemdir ve hepimizin vatandaşlıktan ,kobaylığa indirgenmemizin öyküsüdür.

Biliyor musunuz sözü burada R.D.Laig’e bırakacağım.

Günümüzde çok az kitap bağışlanabilir. Kanaviçenin üzerinde siyah, ekranda sessizlik,boş bir beyaz kağıt sayfası belki de kolayca mümkün olur. Hakikat ile toplumsal gerçeklik arasında pek bağ yok.Etrafımızda sahte olaylar var,biz de onlara bu olayları doğru ve gerçek ve hatta güzel göstermeye ayarlı bir yanlış bilinçlilikle uyum sağlıyoruz. İnsanların toplumunda hakikat ,artık şeylerin ne olduğundan daha çok ne olmadığında mukim..Toplumsal gerçekliklerimiz sürgün edilmiş hakikatin ışığından bakıldığında çok çirkin ve güzellik ,eğer bir yalan değilse ,artık neredeyse hiç mümkün değil”*

Demireller,Baykallar Çillerler , Erbakanlar ,Tayyipler diktatörlüklerini içimize çeke çeke yaşatalım bakalım. Bir ulusu öldürmek pahasına .

Saygıyla

* R.D.Laig’in Yaşantının Politikası isimli eserinin giriş satırları. Sene 1967 ‘den.

09.03.2009,Ankara

Yazı içinde yayınlandı | 2 Yorum